Mehmet Altan yazdı: O Erdoğan, bu Erdoğan mı?

Mehmet Altan*

2004 yılının siyasal iklimine giriş yapmak için önce Erdoğanın nasıl milletvekili, ardından nasıl başbakan olduğunu kısaca anımsayalım… 

Bilindiği gibi Recep Tayyip Erdoğan 14 Ağustos 2001’de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı ve partinin genel başkanlığına seçildi.
 
Ancak siyasi yasağı sürüyordu. 2002 genel seçimlerine giremedi.
 
AKP, 2002 genel seçimlerinde yüzde 34,43 oy aldı. 58. Hükümeti Abdullah Gül kurdu.
 
***
 
Abdullah Gül hükümeti, Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sundu.
 
Yasa oy çokluğuyla kabul edilse de dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından “öznel, somut ve kişisel” olduğu gerekçesiyle veto edildi.
 
Yasa teklifi değiştirilmeden ikinci kez Meclis’e getirildi.
 
Tekrar kabul edilen yasa bu kez Sezer tarafından mecburen onaylandı.
 
Böylece Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin önündeki hukuki engel ortadan kalkmış oldu.
 
Yasağın kalkması sürecinde Deniz Baykal’ın verdiği destek sonradan medyada ciddi bir polemik konusu haline geldi.
 
Şimdilik pas geçtiğimiz bu konuya da belki gene Basın Tarihi çerçevesinde ileride döner bakarız…
 
***
 
11 Mart 2003 tarihinde saatler 15.00’i gösterdiğinde Recep Tayyip Erdoğan, AKP Siirt Milletvekili sıfatıyla TBMM Genel Kurulu’nda yemin ediyor; saat 16.00’ya geldiğinde ise 58. Hükümet’in Başbakanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı’na istifasını sunuyordu.
 
Bu istifanın üzerinden yaklaşık bir saat geçtikten sonra ise Cumhurbaşkanı Sezer, makamında bu sefer Erdoğan’ı kabul ediyor ve kendisine hükümeti kurma görevini veriyordu.
 
Böylece, 14 Mart 2003 tarihinde Bakanlar Kurulu listesinin Cumhurbaşkanı’na sunulması ve Cumhurbaşkanı’nın, kendisine sunulan listeyi aynı gün onaylamasıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti’nin 59. Hükümeti kurulmuş oldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin 59. Hükümeti’nin kuruluş aşamasında, Bakanlar Kurulu’nun yapısında da önemli değişiklikler meydana geldi.
 
***
 
Erdoğan’ın başbakan olduğu 19 yıl öncesini araştırdığım mecralar, o dönemi “2004 yılında Türkiye-AB ilişkileri, Kıbrıs, Irak, yerel seçimler, ABD başkanlık seçimleri ana gündem maddelerini oluşturuyordu” diyerek özetliyor…
 
Ve ana başlıkları şöyle açıyor:
 
-“Annan Planı” Kıbrıs’ta referanduma sunuldu. KKTC’de kabul edildi, Rum Kesimi ise Plan’ı reddetti.

-AB konusu yıl boyunca iç gündemi büyük ölçüde belirledi. Anayasa’da değişiklik yapıldı, 80 yıllık Türk Ceza Kanunu başta olmak üzere Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu gibi temel kanunlarda değişikliğe gidildi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırıldı… Büyük bir hukuk reformu gerçekleştirildi.
-Vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde radyo ve televizyon yayınları başladı. Radyo-1 ve TRT-3’teki yayınlar; pazartesi Boşnakça, salı Arapça, çarşamba Kirmanca, perşembe Çerkezce, cuma günleri de Zazaca olarak yapılmaya başlandı.
-Yargıtay bir Avrupa kurumu olan AİHM’nin kararı gereği, kapatılan DEP’in yeniden yargılanan eski milletvekillerinin tahliyesine karar verdi.
-Brüksel’de gerçekleştirilen AB Zirvesi’nde Kıbrıs odaklı tartışmaların ardından Türkiye ile 3 Ekim 2005’te müzakerelere başlanması kararlaştırıldı…”
 
Bu satır başları bile insana dünya rüzgarlarıyla yıkanan bir Türkiye ferahlığını ânında veriyor…
 
***
 
Ya bugün, 2023 yılı?
 
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen bir garabet yaşanıyor…
 
Ve iktidarda gene Erdoğan… Bu kez Cumhurbaşkanı.
 
“Avrupa ile uyum yasalarından uzaklaşmış bir AKP iktidarı var. Seçimle gelen, halkın oylarıyla 20 yıl iktidarda kalan bir parti, ancak bugün kendi meşruiyetini sağlayan temel ilkelerden ve ülkülerden vazgeçmiş, demokrasiyi askıya almakta sakınca görmeyen bir parti.”
 
***
 
Merak ettim…
 
Bir siyasi partinin tümüyle başka bir şeye dönüştüğü bu keskin inkâr siyaseti nasıl anlatılır, nasıl tanımlanır?
 
Vikipedi şöyle anlatıyor:
“Erdoğan’ın başbakanlık dönemi sırasında 1991 Terörle Mücadele Kanununun geniş kapsamlı yetkileri azaltıldı ve demokratik standartları ilerleterek özelde etnik ve dini azınlık haklarını genişletmeyi amaçlayan demokratik açılım süreci başlatıldı.”
 
Bu satırın hemen ardından “kopuş” cümlesi geliyor: “Ancak süreç uzun sürmedi.”
 
Ve şöyle devam ediyor:
“Avrupalı yetkililer süreç sonrasında özellikle ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve Kürt azınlık hakları gibi konularda daha otoriter yöntemlere dönüldüğünü ifade ettiler.”
 
***
 
Sınır Tanımayan Gazeteciler, Erdoğan’ın başbakanlığının son dönemlerinde basın özgürlüğü konusunda sürekli bir düşüş gözlemledi; Basın Özgürlüğü Endeksi’nde basın özgürlüğü konusunda Erdoğan’ın ilk dönemlerinde 100. sırada olan Türkiye, 2013’te 179 ülke arasında 154. sıraya düştü.”
Freedom House ise bir dönem iyileşme gözlemleyerek ülkenin 2006’da 48/100 olan Basın Özgürlüğü Puanı’nı 2012’de 55/100 olarak değiştirdi.”
 
Otoriter rejimler özgürlükleri boğmaya önce basın özgürlüklerini boğarak başlıyor, bunu biliyoruz.
 
***
 
2004 yılından 2023 yılına… O Erdoğan’dan bu Erdoğan’a…
 
Hukuk reformlarından hukuku boğmaya… Özgürleşmekten özgürlüğü yok etmeye…
 
AB üyeliği adaylığından, Şanghay Anlaşması hayranlığına… Kürtçe televizyondan, inşaatta Kürtçe konuştu diye dövülen Kürt işçilere…
 
Demokrasiden otoriterliğe…
 
Bir yabancı bu yazıyı okusa, 20 yıllık bu süreçte yaşananlara şaşıracak ve emin olmak için muhakkak soracaktır:
-O Erdoğan, bu Erdoğan mı?

* P24’ten alınmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*